26 Aralık 2008 Cuma

Mock and Sweet

''Bir tek çocukluklar renkli kalır, renkleri ile hatırlanır...''

Mogu Mogu

İki köstebeğin dünyasından bir anahtar deliğinden baktığımız yıllardı dünyaya, tüm zorlukları engelleri bir toprak gibi eşmeyi, sonunda kazanılan zaferlerin buruk mutluluklarının tadını yaşamadan öğrendiğimiz yıllardan kalan en canlı renkler idi mock and sweet... Şarkısı hikayeleri, karakterleri bulanık birer hayal olarak saklandı genç ve pırıl pırıl beyinlerin en derinliklerinde ve nerde duyulsa hatırlanırdı o yıllara ait ne varsa, bütün gün dışarıda topun peşinden koşturmak ve annemizin elimize tutuşturduğu reçelli ekmeğin akan tarafından ısırmak ve yapış yapış olan ellerimizle idare etmeyi bilmekti en zor dertlerimiz. Yarısı boyanmış kitabı paylaşmak için hangi arkadaşımızı seçmekti kararsızlıklarımız, çıkarların daha fazla sevilmek olduğu bir dünyanın toprak kaplı figürleriydi onlar beyaz ekrandan yansıyan en faydalı şeylerde onlar oldular. O zamanlarda küçük kara balığın denize ulaşma hayallerini kurardık hayal dünyamızda. Şimdilerde bir yaprak gibi titreyerek savrulduğumuz hayatlarda düşlerimizi saklayacak yer bulamaz olduk ve onları boyacak boya kalemlerini acaba en son hangi sandıkta unuttuk?

Dikkatle incelenince görülecektir ki; küçükler yabancı bildikleri şeylerden korkmazlar, şimdilerde bir çok kişinin elini bile sürmeye çekindiği börtü böcekle birer oyun parçasına dönüştürmeyi meta bir şey saymazlar. Hayat öğrettiği her şeyden birer karşılık alarak sunar bize yollarını ve yıllar geçtikçe üzerinden verdikleri aldıkları yanında hep karlı olandır. Biz ise derin aldanışlarda uyuttuk hatıralarımızı.















Bir zamanlar çocuktuk

Ay parlardı ellerimizde,


Bir zamanlar masumduk

Güller açardı gözlerimizde.


Bir zamanlar ıssızdık

Boş sokaklardaki taşlar gibi sessiz.


Bir zamanlar kararsızdık

Tercihlerimizde hep bir ürkeklik.



Bir zamanlar dönmemek üzere sözler vermiştik

Ardımıza bakamadığımız,


Bir zamanlar kelimelerimiz vardı

İki sevgili gibi masumca isterlerdi birbirlerini,

Her seferinde şevkle kavuştururduk.


Bir zamanlar duygularımız vardı,

Geceyi onla hissettik,

Serindi…

Günü onla sevdik,

Isıttı…


Bir zamanlar duyularımız yön verirdi bize,

Güneş tepedeyse sen dağın eteklerinde,

Sen tepedeyken güneş dağın ardında,

Rüzgar ise yalın bir özgürlük demekti.


Bir zamanlar severdik

Kaybetmeler dokunurdu

Hırslarımız bizi bolca terletir

Sonunda hasta ederdi.


Bir zamanlar anne eli başımızda,

Ateşimizi ölçer dudakları,

Suçlu gözlerimizi kaçırırdık

Suallerde.


Bir zamanlar güzel rüyalar görürdük,

Birden bitmeyen,

Ve hep gerçekmiş gibi gelen.

Bir zamanlar öperdik sevgiliyi

Vapurlarda uçuşan saçlarıyla

Çekerdik içimize mutluluğu.


Bir zamanlar yemyeşil vadilerde koşardık,

Dev betonların ağaçların yerlerini alırcasına dikilmediği,

Ne kadar özlesek de geriye dönemediğimiz

Mahalleleri hatırlar,

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı sokaklardan geçerdik her seferinde.


Bir zamanlar bir uyku geldi durdu tepede,

Güneşi ardına saklamış,

Seni zirvede ağırlamış.

Basit bir oyun gibi sonu önceden bilinen,

Karmaşık bir denklem gibi doğruyu bulmak için her seferinde farklı değerler verdirten,

Geri sayımı içinden yaptığın,

Tüm gökkuşağını içine sakladığın,

Çok kişinin figüran fakat tek başrollük bir oyun

Bu yaşadığın…


KARANLIKTAN KORKAN BİR ÇOCUĞU KOLAYLIKLA HOŞ GÖREBİLİRİZ ASIL TRAJEDİ AYDINLIKTAN KORKAN YETİŞKİNLERDİR


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder