24 Kasım 2011 Perşembe

Metrobüs insanları...

Birazdan bir metrobüs günlüğü okuyacaksınız.
Oturabilen birinin,
kendine yazdığı
bir mektup olarak kaleme alındı.

yer: zincirlikuyu metrobüs durağı

saat: 19.00 suları...

hemen kış öncesi...

Kız düştü!

Öğrenci!
Mimarlık falan olmalı.

Projesini - kutudan bir ev gibi- hep ezdiler!

İnsanlık hayvan gibi kükreyerek bekliyordu yanaşacak otobüsü ve açılan kapılara yapılan atakta iplerinden salınmış vahşi hayvan sürüsü gibi olacaktı haliyle. Oldu da nitekim.

hayat değil lan bu!

Ahanda kız ağlıyor, susmaz bu kız!

şanslı ve vahşi ve kurnaz ve güçlü olanlar oturdu.
zayıf ve şansız olanlar ayak.

evrim gibi lan!
yeminle bak.

korkarım çocuklarımız vahşi bir ortamda yaşayacak! çocuklarıma oyuncak metrobüs almalıyım ve onlara hayatı öğretmeli çok tekerlekli bir oyuncakla. feleğin çemberine karşı gelinmiyor evlat, bu insanlara kızma, onlar binmek zorunda o taşıta, evde bekleyenleri var, ayaklarında günün yorgunluğu..

Kız hala ağlıyor,
kalabalık unuttu bile kızı. O ilk an haykırışına sadece şöyle bir baktılar. her sese tepki veren sürünün tüm özelliklerini gösteriyorlardı.
Kız, "emeklerim" diyor. "gecelerim, günlerim gitti hep!"
şimdi n'olacak kıza,
belki sınıfta kalacak lan, belki yine harç yatıracak hani şu her sene ayarlamalı olanlardan,
belki devlet kredi verir lan belki.. bi umut..
peki ya sonra?
sonra da onu geri alacak ama lan.. aynı bir banka gibi farksızdı sahi o sistem.
unutmuşum kız çocuğu ama sen yine de yüzünü dökme olur mu!

Metrobüs alabildiğine kalabalık. İnsanların gözleri hep alık bakıyor buğudan görünmeyen camlara.
Biri pembe bir sakız çiğniyor ayakta üst demirlere asılıyor. Kolu çıkacak gibi lan.
Oturanlardan biri küpeli, kasketli bir delikanlı tespih mi elindeki!?
Biri uyukluyor başı yanındakinin omzuna düşmüş ama yanındaki ne iyi lan sanmıyorum tanış olduklarına ama rahatsız etmiyor, ne bileyim dürtmüyor.. gülümsüyor sadece ağzının kenarlarıyla, gözleri hala alık..
komik lan kafa düşmüş sağa falan.
ama kimbilir ne kadar yorgundur bineli iki dakika olmadan teslim oldu uykuya sabah kaçta kalktı acaba...

Bırak onu da;
Kutu gitti lan kutu!
Maket evmiydi ki!?

Neyse ki oturanlardan biri aldı kutuyu kucağına. Ev desen... değil.. ama her neyse çatısı yok artık. Bacası da tütmez ..
Uhu fayda eder mi ki onca gecenin emeğini tekrar bir araya getirmeye.
Kız yaslanmış körüğe, bir eli kapatmış yüzünü,
saçları düşmüş yüzüne. gözleri nemli. gözleri dalgın. gözleri umutsuz. gözleri bir gece yanığı.. simsiyah.

Kutu gitti lan kutu!
Maket evmiydi ki!?

http://www.dailymotion.com/video/xc71ir_laco-tayfa-zuluf_music

26 Ekim 2011 Çarşamba

Güzel


Güzel,
Salınıyorsun rüzgarda bir bahar gibi,
yaprak gibi,
kat'a savrulmuyorsun sen yalnız,
uçuşan saçların
dalga dalga.

Saçların ki
ömrüme yol oluyor
bu fırtınada,

Üzerindeyim kara bir deli sandalın
gün batmış,
ay doğmuş
umrumda mı?

Güzel salınıyor rüzgarda,
ciğerlerime iyot doluyor
yakıcı,
tedirgin,
meraklı.

pürüpak yüzünde yansıyor yakamoz
ve ben çirkinleşiyorum an be an.

Güzel,
güzü getiriyor bakışların ruhuma,
tatlı bir güz bu
sanki az biraz hazan,
ve darmadağınık düşlerim.

Hasata girmiş ekinler gibiyim,
toplanıp toplanıp o nasırlı mübarek ellerde çiftçi bilmem kimin
saçılıyorum toprağa..

adsız



1.3.4...14.15.16...22..23..24...

alooo... insan, medeniyet, akıl, düşünce,
merhamet, empati, zaman, anı, dost,
arkadaş, anne, baba, aşk, iki dakika ulan !?

Düşenler.....................
Kalanlar.................
Konuşanlar........
Susanlar......
Yıkıntılar..

Pespaye ve yitik günler
basbaya acılar

10 Ekim 2011 Pazartesi

Old Habits Die Hard


Adam bağ bozumu mevsimine varmıştı.
Yoldaşı bir şişe şarap. En ucuzundandı.

Adam yer yüzünden ki tüm yanlışların yabancısıydı.
Adam bu yabancılığına alışmıştı.

Adamın aklı hala temmuzdaydı
Temmuz onun için hep,
bir güneşin yolculuğuydu
Gecenin güne özendiği bir aydı
sessiz ve sakince
durup öylece tanık olmaktı
ruhuna.

Temmuz,
ilk sevgilinin anlamsızca elini tutma telaşının
yüzde bıraktığı ilk ter damlacıklarıydı
kadıköy sokaklarında.

Adam bir yolcuydu,
hep yollardaydı,
Bir kendisi vardı
bir de şehirler hayatta.

Şehrin de hep yolcuları vardı.
Buna rağmen şehir hep yalnız bir sahildi.

Şehrin bir de denizi vardı.
O şehrin üzerinde güneş batardı
defalarca.

Asla ifade edemeyeceği insanlar da tanıdı,
fakat her tanışmanın akıbetini herkesten daha iyi biliyordu.

tüm bu zehirlerle

sadece

ağaçlar kalırdı ayakta

ve öylesine sırf

adı yaşamak sanılan sahnede

en son selamlanacaklardandı;

old habits die hard
old soldiers just fade away
old habits die hard
harder than november rain
old habits die hard
old soldiers just fade away
old habits die hard
hard enough to feel the pain

http://www.youtube.com/watch?v=VkCDxu6Z2XE&feature=related

7 Ekim 2011 Cuma

paint it black

"...İçimde kopan fırtınanın ilk rüzgarı, cigerime dökülen onca sigara küllerini havalandırdı.
ve sonra duvara gölgesini çarpan ağaç dalları gibi kaskatı ve kırılgan kıldı ruhumu.

Fırtına kopup geldiğinde yapacağın fazla bir şey kalmaz küçük bir çocuk gibi kuytu bir köşe bulup saklanmak ve bitmesi için dua etmekten başka.

Yine böyle anlardan biriydi karanlık ve ıslak bir köşede küçük bir çocuk gibi saklanıyordum.
ve ilk kez onu görüyordum.

Daha önce anlamını bilmediğim fakat daha sonra hep dillendireceğim o kelimeyi buldu aklım işte o anda;
masumiyet."

Diye başladım kitabıma. Yazılacak çok şey var ve alınacak çok karar.

"Gözleri bir misket gibi karanlıkta parıldıyordu. Sonsuzluk dedikleri şey o an o parıltılara bakmak gibi bir hal olmalıydı.

Her şeyi yeni tanımlamak ve her görüleni yeni bir icatmış gibi şaşırmak içinde bir çığ gibi büyüyen merak duygusunu keşfetmekti.

Fırtına geldiğinde o köşede saklanmaktan başka seçeneği olmayanların almak zorunda olduğu kararlar tutsak kılıyordu hayatlarını.

Olacak her şey olmuş gibi geldiği vakitlerdi. Oysa olacak o kadar çok şey varken bunca düşünce arasında kaybolmak basbaya bir çocukluktu. Karanlık ve ıslak bir köşede küçük bir çocukluk hali ise başka hiç bir şeye benzemiyordu.

O köşede saklananlar tüm hayatlarını orada geçireceklerini düşündükleri bir korku kaplar bedenini. O köşe sığınılacak bir limanken uzaklarda fırtınalarda dalgaların arasında kaybolan gemiler olacaktı. O gemilerin yelkenleri parçalanacak, güvertesi su dolacak, dümeni kilitlenecek ve sonsuz bir karanlık her yanı boyayacaktı."

Korkular,
alınması gereken kararların üzerine bir fırtına gibi çöktüğünde misket gibi parıldıyan gözlerin bizi kurtarmasını bekleriz yahut o zifiride bir şeyin misket gibi parıldamasıdır tek istediğimiz.

Alınacak kararlar varken
korkular her yanı kaplamıştır.
Korkular her yanı kapladığında ise
mutlaka alınacak kararlar için çok geç olmuştur.

Gün bir perdeyi çeker gibi, ansızın çalan bir kapı gibi, başındayken taşan bir kahve gibi batarken,
ve sessiz bir gemi gibi koca denizin ortasında, belki de yolcusu olmayan kırık bir otobüs durağı, sonbahardaki bir ağaç gibi bekliyordum kışın gelmesini."

ve kitabın kendi sonunu yazmasını.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Deliliğe yolculuk...

Bu nasıl bir kavga?

Hasta yaşlı ve hayta…

İki kişiden biraz fazla

Basri, Sabri ve çanta…

İçinde ne var acaba?

Ruj, kalem ve para

birde kırık bir ayna…

Aynada görüntüler

Hasta yaşli ve hayta…

Aynı teker üzerinde bu yaşadıkların

Üzerinde yuvarlaktrak dünyanın

Ve su sızdırıyor altından

Hala delik mi kidir ozon acaba?

Neden Basri’nin çantasında

Ruj var,

Belki bir kız girer diye mi rüyasına

Uyuyor o büyük yatağında?

Nasıl bir çantası var Sabri’nin

Kaleme yeter mi parası

Ya da kırık bir ayna

Farklı mı gösterir yaşadığı hayatı?

Hasta olmuş Basri,

Duydun mu haytaymış da Sabri

Nasılsa yaşlanıyoruz mütemadiyen

Ve deliliğe bir yolculukta

Fark yaratır mı düz olsa dünya?

http://fizy.com/#s/3pacu9

http://www.youtube.com/watch?v=2mKH4462ngk&NR=1

27 Ağustos 2011 Cumartesi

fil ve balon

bir çocuk kitabı,
küçük kara balık gibi olamayacak malesef çünkü o küçük kara balık...
yahut bir şeftali bin şeftali gibi çünkü bazen bazı topraklarda bazen şeftali ağaçlarının gözüne küçük bantlar çekebiliyorlar...

o yüzden bu bir filin hikayesi olacak
uçan balanonunu kaybeden bir filin hikayesi.

günlerden bir gün zaman denilen kum taneleri rüzgarla birbirini kovalarmış

ve uzaklarda bir yerlerde bir fil balonuyla birlikte çok mutluymuş.

oh olamaz balon kaybolmuş.

nerede bu?

gergedanın orada yok!

timsahın ağzına baktık

orada da yok!

çünküüü maymun onu ağaca çıkarmış!

sonra geri getirmiş seni yaramaz maymun seni

sonra hep birlikte limonata içmeye gitmişler.

son.

http://fizy.com/#q/massive+attack+-+black+milk