6 Aralık 2012 Perşembe

yeni baştan eski

toplanınca insanlar tek bir nefesten bir ses
haykırdılar sokaklarda
sokakların taşları gevşedi yerlerinden.
meydanları kapattılar,
tüm girişleri
ve çıkışları.
salkımlar suya saldı dallarını,
aralıktı,
üşüdüler.

bin türlü düşünce geçti
bin tane dalın aklından
bir tane ağacın bin dalı gibi
ve baharı beklemeye ant içtiler
çiçek açmak için.

kurulan düzenlerin
bir bir başkaları için yıkılması mümkün değildi.
evet yapabilirlerdi
göz yaşlarının bile sunilerini,
hayat dedikleri zaten yalandan ibaretti.

kimsler duymadan bir karanlığın içinde
yolculuğa çıktı
bir daldan uzanan bin tane dal
adım adım aldılar rüzgarda yol,
haykırdılar sokaklarda
tek bir nefeste bin sözcükle
bin yağmur yağdı tek bir buluttan,
sokaklarda taşlar gevşedi,
bin parça,
dallar yolundan vazgeçmedi.
hiçbir zaman bir anda.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Eylül

Eylül.
No comment.

------------------------------------------
Dark Paradise

2 Eylül 2012 Pazar

Doctor! Who?

ay yalnızca bir uydu değildir.
"İyi bir adam savaşa girdiğinde gece çöker ve karanlık yükselir"
doctor who?

değişik afilli kelimeler, olmayacak, oldurgaçlar. kurcalanan bir zihin karıncalanan beden. kaçınılmaz zaman örgüsünde bize öğretilen anlamalar. çözümlemeler. anlamamalar...
peki ya zihin özgür kalırsa?
o kadar derinden çağırma beni bir gece ansızın gelebilirim diyen doctor who'nun kunteperden elbet bir çok farkı var.
romalı büyük kumandan dostum sezar'ın da dediği gibi, bir yerde ikna edilecek biri oldukça, manipülasyon her zaman bir yoldur. ya da böyle bir şey dememişte olabilir. kendisini seviyoruz.güce yükselmesini umut ediyoruz.

eğer bir zaman düzlemi hayal edebilirsen yanılırsın,
çünkü zaman bir düzlem değildir.

yalınayak kumda dolaşırken, statik elektiriğini toprağa ileticeğini sanıyorsan,
sadece bir insansın.
ve bir insan bedeni,
asla bir bedenden ibaret değildir.

nedir saçma ve kimdir o,
düşünmeden yaşa,
görmeden bak,
duymadan konuş,
dokunmadan tat.
ama tatmadan ölme.


 BBC'nin düşük bütçesiyle yarattığı kurgu harikası. yıllara meydan okuyan yapısı ve saçmalığı ile absürtlüğe karşı tepki olarak dünyaya gelip rekorlar kitabına girmiş bir yapım, doctor who.

ergenliğe bir kaçış gibi bu yaşta doktorla tanışmak hayatla ilgili ciddi uyarıcılara ihtiyaç duymak da demek bir parça aslında. gerçeklik diye adlandırdığımız ve içinde yaşadığımız hayat bu denli etrafımızı çevirmiş ve korkular yaratmışken, kurgusal korkular daha cazip hale gelip bizi aslında o kadar da korkutamaz değil mi?
doctor!!

who?

Uuuu, beybi.

Birazcık müzik;
http://www.youtube.com/watch?v=W4ZFlfIEBQA


unutmadan;  'bowties are cool.' (papyonlar havalıdır.)
zamanlordları o kadar değildir.

24 Ağustos 2012 Cuma

aylak ceza, kanun adam.

aylak mı adam
Bu gece, kendimi askerde gibi hissettim.
Postallarım ayağımda,
palaska böğrümü sıkmış,
tam şuan lanet olası bir sigara yakmıştım.

Uzun zaman önce yeni sayfalar açmak
ve değişmekle ilgili düşüncelere mahkum etmiştim zihnimi.
Zihnimin mahkumiyeti sanılanın aksine,
bir ceza değil, ödül idi.
Toplumun genel kanısından uzaklaştıkça,
daha bir üzer olmaya başladı toplumu ilgilendiren konular. İnsanlık, -bilmiyorum eski zamanları-
karanlıkta görülen yıldızlar gibi
ara ara göz kırpar vaziyet idi.

Parça, parça çevirdim düşlerimi.
Aydınlıktan korkmak,
usulca rezil bir savın peşinden koşmaktı.

Bu gece neden kendimi dün gibi hatırladığım ama hızla akıp giden bir tutsak gününde hissettim?
Özledim. Öfkelendim. Bir fotoğrafı öptüm.

Neden?
Neden sonra, aylaklık.
Nereye kadar?
Esaret, ödül, ceza.

Mutluluk yok. Gece inecek, gün günecek. Elbet bazı yüzler gülecek. Bazıları şanslı doğacak. Bazıları mücadele edecek. Kimileri hep kazanacak, kimileri kaybedecek. Bazen basamak olanlar, adım olmayı düşleyecek. Bazen adım olanlar, hep daha yukarı hedefleyecek.

Kime bu gazımız.
Herkesle, her şeyle mi sanarsın?
değil.
yine kendimize yalnızız.
kendimize düşman.
kendimize uyuyoruz, kendimize yiyip içiyoruz.
sevişmeler belki yalnızca kendimize değil ama sevişene kadar hep kendimizi kandırıyoruz.

Ne pis bi askerlik buhranı yapmışsam! kendi, kendime.
kurdum.
kuruldum.
kırıldım.
en çok ama en çok yoruldum ulan.

Oysa dedemin babasını kovduklarında topraklarından, yalınayak başı kabak, alıp altı amerikan beziyle bağlı çocuklarını düştüğünde yola.
ve göçtüğünde bu yana.
yorulmadı mı durup egeye bakınca.

hangisi zor?
sen ne yana yatarsın bilmem ama
ben hep soluma yatıyorum be dede.
bu dağınık akan kelimelerim
gün olur tıkamasın diye kalbimi
korkudan hep üzerine bastırıyorum.


30 Temmuz 2012 Pazartesi

yaz'ı kara.

hey sen usulca sokulan koynuma kin.
kirli bedeninde bir deli ruh.

ruhun, kınının içinde ki bir bıçak.
gögsüne gögsüne saplanır her umut ettiğinde
gök kuşak.

tuttuğun elinde, kandili sönen bir mum ateşi.
canını alırlar sualsiz, dar sokaklar.

yanar ellerin, söner ciğerin.
bu vakitlerde.

bu vakitlerde
sokaklar ki kırmızıya çalar,
adımların kör siyah.
emeğin dört parça,
gök uşak.

ah hayat.
ne zor şey seni sevmek.

nefessiz kalınır, ağustos akşamlarında.
yağmurlar yağar yalnızca uykularda.

darağacında bir badem.
iki ip, bir salıncak.
sallandı çocukluğum
sürttü ayaklarını,
kurudu toprak.

sövdüm geçmişime
peşisıra,
rüzgarlar süpürdü vakitleri.
küfür küfür döküldü
bademin tüm kuru yaprakları.

kimse bilmez derdini
ay ışığında asılı durur bir sonbahar.

klarnet sesleri yükselir,
belki bir düğündür,
belki bir masa başında iki avcının ilk gençlik hikayeleri.

nasıl yakalıyor sanıyorsun notalar seni acılarından.
çaresizlikler içinde
tükettin ya tüm aklını.

korkma, çözümler de buldun sen
soru işaretlerine.

sonuç; yetmiyor ömrün
çok geç
belki başka hayatta.

senin de yaşadığın bir hayatta.
bir çeşme başında
kana kana içtiğin bir tas su. var

bir gök kuşak açılır
yediveren bir tomurcuk topraktan çıkar
sokaklar hala kırmızıya çalarken
bir iki dizen okunur,
seni seven kadınların kocaman dudaklarından;
iyi çocuktu der,
lakin yüzümü güldüremedi diye mutlaka ama mutlaka eklerler.

yarınsız bir gelecekte küfür etmek üzere durduğun yamaçtır son nokta. daha ötesi yok, uçurum özgürlüktür. ne var ki özgürlük mümkün olan bir şey değildir. edirne kapısı zordur. öyle kolay kolay da geçilmez.

8 Temmuz 2012 Pazar

Aptal

aptallık ağacı
aptallık ağacı
İlk kez söyleyecek çok şeyim fakat yazılacak hiç bir şeyim yok.
çünkü
insanız.
ve insanlar
unutkan.
vefasız
ve
aptal.

yoksunluk aslında insanlığın en büyük mutluluğu
farkında değilsin değil mi!?

hep başka şeylerin peşinde doğru yapmaya çalışılanlarla
biraz daha kazıyoruz mezarımızı,
ya benimsin ya değilsin diyerek
fazlasını,
hep daha fazlasını istiyoruz.

ama sonuçta hüzün mutlak.
ışık olmayan gözlerden bulutlara yolculuğa çıkıyoruz ya
aradığımız
karanlığın için bir dolunay.

Üst baş çizik içinde
ayağında paralananların haddi hesabı yok.
yüzler görüyoruz yüzümüze bakan
gülümsüyoruz.
her gün aynı.
bakanlar görüyoruz gözlerinde hiç ışık olmayan.
ağlıyoruz evimizde ve
bir bir biriktiriyoruz
ciğerimizde.

bomboş hayat, öyle boş ki hani şu deney edilen higgs boson 
halt etsin o kadar boş. boşluğun deneyi mi olur, hayatına bir baksana her gün aynı hataları tekrarlamanın başka bir açıklaması mı var?

kütlenin arasında sıkışmış boşluklarız işte hepimiz
sen beni dinlemedin, ben zaten bu hayattan bi bok anlamadım.

tek gerçeklik
gerçekten seni sevenler.
senin sevdiklerin değil.

bak bunu işte öğrendim.
deneye gerek kalmadan.

çekip gitmek mümkün olsa, çok gidilirdi.
öyle çok gidilirdi ki...
artık gidilecek hiç bir olmazdı.
ki insanlar gidiyorlar.
hep gidiyorlar
ve olmayan yerlerde
hep kayboluyorlar.

Bazen o kadar büyük bir aptalım ki ben,
hani dünyanın en büyük aptalı kim diye sual etseler
en önde bayrak dikeni olabilirim.
titreyen yerler adına
yıkılan dünyaların ardından
dehşetle izlediğim ölümün
korkusu
ve hüzün şahittir.

ciddi ruhsal buhranlar birer not defteri gibi
ve
kalem kalem ekleniyor kirli yakama.

aptal, kirli, bombok, yaşlı, şişman, çirkin
ve ölümlüsün
daha kötü ne olabilirsin ki.

İlk kez söyleyecek çok şeyim fakat yazılacak hiç bir şeyim yok.
çünkü
insanız.
ve insanlar
unutkan.
vefasız
ve
aptallaR.

Austos/1958/Sevilla


Yasemin Mori,
-Hayvanlar/Aptal-
 http://www.youtube.com/watch?v=wt8NuBI2K9M

2 Haziran 2012 Cumartesi

At

Bir şeylerin bir anlamı olmalı.
Belki hayata bir anlam için gelmişizdir, belki hayatı da anlamaya çalışmamız da bunca, bundandır.
Bir uçak geçer, sen içinde.
Ben yolun ortasında bir arabanın camında yansır yüzler, camda benim, bulutlarda senin.
Şikayetim var Hakim bey o yüzden.
İtirazlarımı ciddiye almadın, hadi bakalım, ver kararı uydur kanuna.
sen bir atın tepesinde
senin tepende bir ay dolunaydan,
dolunayın ışığında bir mehtap,
denizde yakamozlar,
parlayın anasını satayım nasılsa,
karanlık bol,
hayaller sınırsız,
yanılsamalar oyun,
ve biz severiz oyunları.

Söz uçar yazı kalır,
peki ama nasıl unutulur susmalar,
sussam olmaz ki...
hele biri sana güvendiğinde
sırtımda bir cübbe siyahtan,
salonda yüzler kara,
kiminin bahtına çalınır o koyu kara,
kimi de bahtını aydınlatmak için çalar o karanın koyuluğunu,
lakin güvenmişse sana bir kere
her ne boksa
susamazsın arkadaş,
vazgeçmek olmaz.
sen vazgeçsen o telefonun susmaz.

Evet,
Belki hiç bir şeyin anlamı yoktur,
biz kondururuz anlamları ucuna, ucuna.
şimdi, hey austos,
kimseden teşekkür beklemeden
siktir git kaybol karanlıklarda.

koyu karanlıklarda artistliğin anlamı yok,
anlamsızlıkların da karanlıkları çok,
kime ne anlatıyorsun,
şikayetin yasaklara ise
şimdi ne yaptıysan unut,
yapmadıklarını da ekle ucuna,
hadi austos,
siktir git kaybol karanlıklarda


M. ERDEM'den gelsin o vakit
HAKİM BEY.
http://www.youtube.com/watch?v=Yy8mCKQnzWU