2 Temmuz 2011 Cumartesi

On the road


SPQR«SEVILLA« IBIZA«BARCA«OPORTO« MILANO« ISTANBUL

Muazzam bir gezi planı, zevkle yürünen onca yol, binlerce uçuş mili, 3 ülke 6 şehir.
başına buyruk yaşamlar. değişik kültürler. damak tatları. zor görünen kolaylıklar, kolay görünen zorluklar.

ama hep bir rüzgara karşı tutunmalar içinde
kendini teslim edememeler.

harika yapılar, değişik hayat hikayeleri, geniş sokaklar, dökük evler, tarihin tanıklığına itibar, turistlerin karmaşına küfür, yaşamın özüne saygı, kendine şaşırmalar.

ispanyolların canlılığı, italyanların dakikliği, portekizlilerin karmaşası, austosun yalnızlığı.
flamenkonun kıvraklığı, fadonun yanıklığı, okyanusun serinliği, triana ile sevillayı bölen nehrin alımı, tapasların lezzeti, douro üzerinde ki eyfelin köprüsü.
kendini suya bırakmalar,
kendini rüzgara salmalar,
kendini yollara savurmalar.

özetle budur.
detayla ise anlatılır elbet..
son sözüm la sagrada familia hiç biutiful değilsin bilesin..


7 Haziran 2011 Salı

İlk

Karmakarışıktır insan evladı.

Garip duyguların hüküm sürdüğü bir imparatorluktur.

Yönetimi zordur.

Tepkileri kontrol altına alacak, krizi yönetecek bir lideri yoktur.

Varsa yoksa yalnızdır.

Yaşamı sorgular, aldığı her nefesi sorgular, şüphecidir.

Emin olduğu az, ruhunu tedirgin eden bir çok şey örülüdür etrafında.

Üstelik başkalarında gördüğü yüzeysel yaşamlara tav olur. Onları ister. Hep ister. Hiç tükenmeden ister. Bir şey olmak. Bir mana ister. Sevgi ister. Dokunulmak ister. Yıkmak ister. Zordur insan olmak. Karmakarışıktır. Yıkılmaya meyillidir.

Bodoslama yaşar, küser.

Sevinir. Unutur.

Ansızın vurdu ellerini masaya. Saatlerce uzak bir tepeye bakarak kendini düşünmüştü. Aslında düşündüğü tam olarak kendi değildi. Başkalarını düşünüyordu. Aşık olduğu kızı, evini, ailesi, dostlarını. Ama insan başkaları üzerinden kendini düşünür. Bunu çok iyi biliyordu. Sigaradan nefretle bir duman daha çekti. Hava o kadar soğuktu ki sigara sönmek üzereydi. Hızla bir nefes daha aldı. Yerinden doğruldu. Bir kartal gibi karanlığı yararcasına baktı. Tepelerde bazı ağaçlar yapraklarını döküyorlardı. Gitme vakti dedi.

İçinde ki tarifsiz sıkıntıyı yürüdükçe yollara bırakacağını sanıyordu. Yanıldığını bile, bile devam etti. Aptallığına alışmıştı. Fakat bu alışkanlığından vazgeçmeye niyeti yoktu. Hayatında ki bir çok şeyi de böyle kolay kabullenecek miydi!?

Adımlarını hızlandırmıştı. Hızlandıkça daha hızlı düşünüyor, daha net cevaplar alıyordu. Soğuk botlarından içeri ulaşmış. Ayak parmaklarını hissizleştirmişti.

Dönüş vakti başlamıştı.

Dönüşüm vaktiydi bu.

Umarsızlığın hüküm sürdüğü topraklara kadar yayacaktı imparatorluğunu.

İnsanın olduğu her yerde karmaşa hep vardır.

Bir başka insanla olmasa bile kendisi ile yaşar karmaşasını.

Gitmek gelmektir aslında bu yüzden.

Bu odadan, bu mahalleden, bu şehirden, bu ülkeden gitsen bile peşinden gelecektir hissiz parmakların.

Bir çemberin etrafında dönerken verilen savaş hep kendi topraklarında yaşanır.

O yüzden elindekini yavaşça yere bırak ve

Usulca teslim ol isyanına.

Dingin bir isyanın huzursuzluğu kaplayana kadar benliğini ölmeyi bekleme.

Ama ondan sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

Hoş geldin kaybedişlerim.

Şu koltuğu sizin için ayırdım.

O gece de botlarıyla uyumuştu.

3 Haziran 2011 Cuma

Son


"isyan gibi cesur adalet gibi hazindi"
ne kadar göreceliymiş zaman ve ne kadar güzelmiş özgürlük. " denizde balık kokusuyla döşemelerde tahta kurularıyla gelir haydarpaşa garına bahar" ve "düşünmek değiştirmez hayatı." özetim budur;

akut farenjit.

memleketimden insan manzaralarıydı yaşadığım bir nevi.

yahut kendimi okuduğum bir romandı her baktığımda boş bozkırlara. bir ayna gibi parlıyordu ırak dağların tepeleri ve güneş vurduğunda çöllere kekik kokardı etrafım. ne bildiğimi öğrendim sayfalar dolusu.

sayfalar dolusu sıkıldım. bunaldım. bekledim.

ait olmadığım bir yerde kendime ait tek yere kaçabilirdim. uzun beklemelerde bir sandalye üzerinde saatlerle zorunlu dostluklar kurdum. saniyelerin saat gibi geçtiği yerde başka şansım da yoktu.

sonra gerçek dostluklar tanıdım. aynı kederin bir araya getirdiği kaderleri savunduk. söylendik. isyan gibi cesurduk etrafta kimse yok iken.

bir mavzer gibiydik mevzilerde

kirliydi üstümüz,

nasırlıydı ellerimiz,

çamurdu postallarımız,

ve soğuktu sözlerimiz

ve donuktu gözlerimiz.

bir umut doğardı bazen içime
tan vakti güneş gibi
güneş uzaklarda bir martı
tam denizin ortasında koyu bir mavi
ve aşk gibi
hasret,
ve ölüm gibi
ayrılıklar olmadığı vakit,
yaşar insan mutluluğu
bir kuşun gagasında yem gibi.

şimdi yok

geçmiş yok

gelecek muğlak

ama tek gerçek

gelecek mutlak.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

I'am back.



Çok kısa bir süre sonra kasım ayından beri elimi süremediğim ama uzaklardan bakmakla yetindiğim bu dünyaya dönüş yapacağım. dönüyorum dedim ama döndüğüm iki şey dışında diğer hayatlarım olmayacak. yokluğumda çok kitap okudum, çokça yalnız kaldım. fakat yazmayı bırakamadım. her şeyden uzak kalsak da kelimelerden uzak kalamıyoruz.
işte bu gerçek.
yeni bir dünya,
daha az hüzün daha çok keyif için. -bunu haketmek için ölüyoruz-
yaşamayı seçenlerden olmak için.
ki yeni kavgamız dönüşmeyi başarabilmek.
ilk buradan başlayalım.
merhaba.

27 Kasım 2010 Cumartesi

raylar üzerinde tıngır mıngır


gecenin tam üçünde usulca sokuldu bir kış koynuma ve bir şarkı fısıldadı cennetten...
biraz yorgundu ellerim ve buz kesti yavaşça bedenim,
aman allahım bu nasıl bir his yeniden doğmak için bir nefeste ölmek.
Zihnim berrak, ciğerlerim temiz, tıkanık değil ruhum, soluduğum bu yağmur yıkadı içimi
başımın altında yumuşacık bir diz.
karanlık, beyaz odada bir mum ışığı, kapalı televizyon camından yansıyan
ve gittikçe uzaklaşıyor dans eden o ateşten elbisesiyle bir kız.
bir hüzün çöküyor keyifle, ki hiç bu kadar mutlu olmamıştı pişmanlıklarım.
ellerini tuttuklarım, dokunamadıklarım biliniz ki bir tek düşlerime kira almaktayım.

biraz zaman geçti
bir yola düştü düşlerim
ne içinde bu dünyanın
ne de büsbütün dışında içinin
raylar üzerinde tıngır mıngır
ışıklar saçtı sözlerin
ve tüm söylenenlerin
tek bir tanığıydı gözlerin.
raylar üzerinde tıngır mıngır
ışıklar saçtı sözlerim.

ve tüm söylediklerim
aşk üzerineydi çocuk.

nefrete duyduğum aşk büyüttü beni
ve sen emeğini vakite çevirirken
birileri senin vaktini çoktan nakite çevirmişti bile
durup dururken bu şehre kızdım çocuk
hiç suçu yokken hemde.
ne çok insan var değil mi
ve ne çok hikaye
ve ne de çok yokluk.

geride bıraktım ve devam ettim
zihnim biraz bulanık
düşüyor düşlerim bir bir
ağa takılıyor balıklarım
bir el bırakacak tekrar suya elbet
ah o da ankara'da olmasaydı bu vakit.

16 Kasım 2010 Salı


çocuk sesleri geliyor dışarıdan
şen umutlu masum

güneş parlıyor penceremden
şık sıcak tedirgin

bir müzik yayılıyor odamda
keman piyano gitar

yatağım öyle oracıkta
dağınık soğuk ıssız

bir kalem düşüyor elime
üzgün meraklı korkak

kelimeler dökülüyor bardağa
susuz güçlü kafi

parmak uçlarım dokunuyor
pürüzsüz sıcak ıslak

gözlerin gibi bir gemi geçiyor odamdan
odam deniz
odam bahar
odam leylak kokuyor.

ve bir gün ışığında parlıyor içimde ki karanlık

yüzümü yıkıyor yılgın kelimeler

bir hayalim yok gelecek üstüne

ve kimse çalmıyor kapımı
çocuklar bile.

oysa işte bugün değil mi bayram
bilmesem kanardım
bildim yine de yaşadım.

ah bir de bunu meydanlarda haykırsaydım
bir duman gibi içine dolarken..

4 Kasım 2010 Perşembe

Hadi Oradan Carleone


Don Michael Corleone soğukkanlılığı ile arşınladığın yollarda,
Geçmişi olmayan adamlar tanıdın beyaz ekranlarda,
Oysa senin sokaklarında geleceği olmayan adamlar yürüyorlardı bir sağa bir sola.
Ve ta ki o at kafasını bulana kadar yatağında
Hayatın aslında o kadar da hayat olmadığını
Olmayan bir hayatın en değerli hayat gibi parladığını anladın!
Hayır anlamadın
Kandırma şimdi kendini,
Ama anlamış gibi yapmak daha kolaydı anlamaktan
O yüzden işte bu yüzde kauçuk ifadeler
ve
Zoraki gülümsemeler,
Herkesin bildiği şeyler üzerinden bilmemiş gibi davranmalar.
Aslında ne de yakışıyoruz beyaz ekranlara dimi
Sahne ışıklarında ne de güzel parlıyoruz,
Zengin oluyoruz,
Şık giyiniyor,
Sağlıklı besleniyoruz,
Yeteri kadar uyuyor,
Hep güzel kadınlarla sevişiyoruz.
Güne hep
Don Michael Corleone soğukkanlılığı ile arşınladığın yollarda başlıyoruz

Hadi lan oradan tayyare,
Bas baya her köşede gizlenmiş
Kameralara,
oynuyoruz
Hepsi bu.